Fuat Güner: Özkan hepimizin kınalı kuzusudur

Müzik dünyamız birbirinden değerli isimlerle doludur ama içlerinden bazıları vardır ki gerek yaptıkları müzikle gerek gösterdikleri performansla gerekse de bizatihi yaşamlarıyla diğerlerinden ayrı bir noktada dururlar. İşte bu isimlerden biri de, geçtiğimiz günlerde vefat ederek ülkece hepimizi üzüntüye boğan Özkan Uğur’dur.

Onu bugünlere getiren yolculuğa şöyle bir dönüp bakınca, 1970’lerden bu yana müzikle iç içe geçen bir hayat çıkar karşımıza. O hem iyi bir icracı hem iyi bir vokal hem de bestelere yaptığı dokunuşlarla şarkılara farklı bir hava katan bir sihirbazdır.

Sadece bu kadar mı?

Özkan Uğur aynı zamanda TV dizilerinin ve beyazperdenin de aranan isimlerinden biridir. İlk olarak 1988’de, Ümit Ünal’ın yazdığı, Atıf Yılmaz’ın çektiği “Arkadaşım Şeytan” adlı filmde, grup arkadaşları Mazhar Alanson ve Fuat Güner’le birlikte rol alsa da, onun kamerayla olan serüveni kısa sürede farklı bir yere doğru evrilir. “İkinci Bahar”ın Şecaattin’ini, “Gora”nın Garavel’i, “Pek Yakında”nın Ejder’i olur. Böylece rüştünü bir alanda daha ispat eder.

Hem sempatik tavırları hem de sahnedeki enerjik performanslarıyla dikkat çeken Özkan Uğur 17 Ekim 1953’te İstanbul’da doğar. Ailenin beşinci çocuğudur.

Müzikle tanışması ilkokul yıllarına rastlar. Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda okuduğu yıllarda eline ilk aldığı enstrüman mandolin olur. Fenerbahçe Lisesi’ne geçtiğinde müziğe bakışı da, enstrümanı da değişir. Artık potansiyelini bilen ve onu geliştirmek, kendisini göstermek isteyen bir gitaristtir o. İlk grup deneyimini de bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla kurdukları “Atomikler” adlı grupta sevdikleri yerli ve yabancı şarkıları çalmaya başlarlar.

Özkan Uğur müzik kariyeri boyunca dönemin neredeyse bütün büyük isimleriyle birlikte, çeşitli grupların içinde çalar, söyler. Her girdiği yere de kendi rengini katmayı başarır. Barış Manço’yla, Kurtalan Ekspres’le, Erkin Koray’la, Dostlar Orkestrası’yla, Ersen ve Dadaşlar’la, Selda Bağcan’la ve daha pek çok isimle beraber ter döker.

Ancak hiçbirinin yeri MFÖ gibi değildir.

Aslında Mazhar Alanson ve Fuat Güner’le olan tanışıklığı MFÖ’nün çok öncesine dayanmaktadır. Ta 1971’e, Kaygısızlar grubuna kadar.

Kaygısızlar 1965’te Fuat Güner, Ender Arol ve Semih Oksay tarafından kurulmuştur. Bir süre sonra da Mazhar Alanson onlara dahil olur ama onun dahil olma hikayesi de yaptıkları müzik kadar keyiflidir. Mazhar Alanson bir gün elinde Beatles’ın “Rubber Soul” plağıyla yolda yürümektedir. Fuat Güner onu görür. Daha öncesinde hiç tanışlıkları yoktur ama yanına gider plağı beraber dinleyip dinleyemeyeceklerini sorar. Çok merak ettiğini söyler. Mazhar Alanson bu teklifi kabul eder. Beraber bir yere oturup albümü dinlemeye başladıklarında Fuat Güner gitarıyla şarkılara eşlik ederken Mazhar Alanson da gayriihtiyari olarak şarkıları söylemeye başlar. Fuat Güner onun sesinden çok etkilenir ve ona Kaygısızlar’dan bahseder. Mazhar Alanson’un gruba dahil olması işte böyle gerçekleşir.

Bu tarihten sonra Kaygısızlar çeşitli isimlerle ortaklaşarak müzik yapmaya başlar. Grubun son yıllarında ise Özkan Uğur devreye girer.

“Özkan hepimizin kınalı kuzusudur. O bize ilk katıldığında pembe yanaklı, 16 yaşında bir çocuktu ve çok kabiliyetliydi, çok yetenekliydi. Bence Özkan müzik ve sanat için yaratılmış bir insan. Hem bas gitar çalıp hem şarkı söyleyip, ikinci-üçüncü sesleri yapıp hem de dans edebilen bir müzisyen ben görmedim” diye anlatır o yılları Fuat Güner.

Gerçi o sıralar Kaygısızlar’ın bas gitarını Sadık Kuyaş çalmaktadır ama Özkan Uğur da bir şekilde kendine grupta yer bulur. Evet, iki bas gitarla sahneye çıkmaya başlarlar. Daha sonra Sadık Kuyaş müzik çalışmalarına yurtdışında devam etme kararı alarak Kaygısızlar’dan ayrılır ve Özkan Uğur tek basçı olarak yoluna devam eder.

Kaygısızlar 1971 yılında dağılınca Fuat Güner ve Mazhar Alanson “Mazhar ve Fuat” olarak bir grup kurarlar. Özkan Uğur bu grupta da bir süre bas çalar ama sonra yolları ayrılır.

Tarih 1976’yı gösterdiğindeyse yeniden bir araya gelirler. Üstelik onlara Ayhan Sicimoğlu ve Galip Boransu da eşlik etmeye başlar. Bu kadroyla 1978’e kadar “İpucu Beşlisi” adıyla müzik yaparlar.

1980’lerin başına geldiğimizde MFÖ’nün gayriresmi bir şekilde kurulduğunu görürüz ancak o yıllarda grup Nükhet Duru, Ayşegül Aldinç, Ajda Pekkan gibi isimlerin arkasında çalmaktadır. Henüz kendi potansiyelini gerçekleştirememiştir.

Yine o yıllarda, Ferhan Şensoy’un “Şahları Da Vururlar” oyunu için yaptıkları besteye, oyundan ayrıldıktan sonra yazdıkları yeni sözlerle “Ele Güne Karşı” adlı efsanevi şarkıyı yaratırlar. Şarkıyı ilk başta Seyyal Taner’e verirler ama Seyyal Taner TRT’de yasaklı olduğu için şarkıyı alamaz.

Ne enteresandır ki, 1984 yılına kadar şarkı hazır şekilde gerçek sahiplerini bekler. 1984 yılına gelindiğinde MFÖ olarak şarkıyı kendileri çıkarırlar ve çıkarır çıkarmaz da büyük bir patlama yaşarlar.

O günden bugüne “Yalnızlık Ömür Boyu”, “Ali Desidero”, “Güllerin İçinden”, “Mazeretim Var”, “Sakın Gelme”, “Bodrum Bodrum” gibi birbirinden değerli onlarca şarkıya imza atarak Türkiye’deki hemen herkesin yüreğine dokunurlar.

Besteleri genelde Mazhar Alanson ve Fuat Güner yapar ama Özkan Uğur öyle yerlere, öyle dokunuşlar yapar ki şarkı bambaşka bir renge kavuşur. Bunun en büyük örneklerinden biri “Diday Diday” şarkısıdır. Şarkının o meşhur “Ooo” kısmında ilk etapta bu kelimeler yoktur. “Diday-Diday-Day” eklemesini Özkan Uğur yapar.

Aynı şekilde, “Peki Peki Anladık” şarkısındaki “Sen neymişsin be abi!” sözleri de Özkan Uğur’dan çıkar. Ama en enteresan örnek, sanıyorum “Sude” şarkısında saklıdır. Özkan Uğur bir gün gelir ve bulduğu ritmi arkadaşlarına anlatırken;

Day Dahi Ya Hum

Nurunda Nurunda Nurunda Nurunda

Hiya Hiya

Ha Bu Ya Da Feste Sebaha

Ha Bu Ya Da Feste Sebaha

Dasdisdos

Sude Sude Su

Sude Sude Su

gibisinden sesler çıkarır. Mazhar Alanson da Özkan Uğur’un çıkardığı sesleri kağıda yazıp ona verir ve şarkı gerçekten de böyle oluşur…

MFÖ Türkiye için neyse, Özkan Uğur da MFÖ için oydu.

Ve Özkan Uğur 8 Temmuz’da aramızdan ayrıldı.

Hepimiz onunla farklı şekilde bir duygudaşlık kurduk, farklı şekilde vedalaştık.

Kimimiz ağladık.

Kimimiz açıp bir şarkısını dinledik.

Kimimiz de oynadığı bir diziyi ya da bir filmi izledik.

Yani bizi yine o teselli etti.

İyi ki vardı.

İyi ki gitarı eline aldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx