Avrupa enerji krizinde Türkiye’yi oyun dışında bırakamıyor! Yeni merkez: TürkAkım

Haber gorseli

Brüksel’in “çeşitlendirme” adı altında yürüttüğü enerji politikaları, Türkiye’nin jeostratejik konumunu ve yerli-milli hamlelerini daha da güçlendiriyor. Ukrayna transit hattının devre dışı kalmasıyla birlikte Avrupa’nın yegane güvenli kapısı haline gelen TürkAkım, Ankara’ya hem ekonomik kazanç hem de küresel diplomaside devasa bir koz kazandırdı. Yunan medyasında İsrail asıllı Shay Gal’ın kaleme aldığı itiraf niteliğindeki analiz, Batı’nın Türkiye’nin rızası olmadan hiçbir enerji denklemi kuramayacağını açıkça ortaya koyuyor.

TÜRKAKIM İLE ENERJİNİN MERKEZİ ANKARA OLDU

Ukrayna üzerinden yapılan gaz sevkiyatının sona ermesinin ardından Türkiye, Avrupa’nın Rus gazına ulaşabildiği tek ve en güvenli boru hattı kapısı konumuna yükseldi. TürkAkım projesi sayesinde Rus gazını doğrudan Avrupa içlerine taşıyan Ankara, bu süreçten ciddi transit komisyonları elde ederek jeopolitik konumunu ekonomik kazanca dönüştürüyor. Batılı analistler, Avrupa’nın Rusya ile bağlarını tamamen koparamadığını ve bu geçiş sürecini yönetmesi için Türkiye’ye adeta vergi ödemek zorunda kaldığını itiraf ediyor. Ankara’nın coğrafi konumunu milli çıkarları doğrultusunda bir koz olarak kullanması, Batı’da büyük bir çaresizlik yaratıyor.

DOĞU AKDENİZ’DE EZBER BOZAN KKTC HAMLESİ

Türkiye, sadece mevcut boru hatlarıyla yetinmeyip Doğu Akdeniz’deki yerli ve milli egemenlik haklarını da kararlılıkla savunuyor. Temmuz ayında Ankara ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan deniz altı doğal gaz boru hattı mutabakat zaptı, bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi. Avrupa Birliği’nin tüm engelleme çabalarına ve Rum kesiminin egemenlik iddialarına rağmen atılan bu tarihi adım, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji oyun kurucu rolünü pekiştirdi. Batı, Türkiye’yi dışarıda bırakarak İsrail ve Kıbrıs gazını Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen yıllık 10 ila 20 milyar metreküp kapasiteli EastMed projesini hayal etse de, Ankara’nın bölgedeki askeri ve diplomatik varlığı bu planları kağıt üzerinde bırakıyor.

AVRUPA’NIN CEZAYİR VE SAHRA HAYALLERİ ÇIKMAZDA

Rus gazından kaçmaya çalışan Avrupa, Cezayir üzerinden yeni bir bağımlılık zinciri oluşturuyor. Cezayir, 2025 yılında TransMed ve Medgaz hatları üzerinden Avrupa Birliği’ne yaklaşık 35 milyar metreküp boru hattı gazı ve sıvılaştırılmış doğal gaz sağladı. İspanya’nın Temmuz ayında Cezayir’den yıllık 2 milyar metreküp ek gaz talep etmesiyle bu bağımlılık daha da perçinlendi. Ancak Cezayir’in elde ettiği gaz gelirlerinin doğrudan Rus askeri mimarisini finanse etmesi ve ülkenin 2025’te 25,4 milyar dolara ulaşan savunma bütçesiyle Afrika’nın en büyük askeri gücü haline gelmesi, Batı’nın çeşitlendirme politikasının aslında Rusya’yı dolaylı yoldan fonlamaktan başka bir işe yaramadığını gösteriyor. Öte yandan, Nijerya ve Nijer üzerinden Cezayir’e uzanacak 4 bin kilometrelik ve 30 milyar metreküp kapasiteli Trans-Sahra Gaz Boru Hattı projesi de Sahel bölgesindeki güvenlik riskleri nedeniyle adeta bir rehin hattına dönüşme riski taşıyor.

BATI’NIN ALTERNATİF ARAYIŞLARI VE TÜRKİYE’NİN VAZGEÇİLMEZLİĞİ

Avrupa, Cezayir tekelinden kaçmak için Fas üzerinden geçecek 25 milyar dolar değerinde ve 6 bin 900 kilometre uzunluğundaki Atlantik koridorunu devreye sokmaya çalışıyor. Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun 19 Temmuz’da imzaladığı anlaşmayla ilk gazın 2031 yılında akması hedeflense de, bu uzun vadeli ve maliyetli projeler bugünün enerji açığını kapatmaktan çok uzak kalıyor. Benzer şekilde Romanya’nın Neptun Deep projesinden 2027 yılından itibaren sağlanması beklenen yıllık 8 milyar metreküplük gaz ve Norveç’in 2025’te AB ithalatının üçte birini karşılayan güvenli liman rolü de Türkiye’nin sunduğu devasa transit kapasitesinin yerini dolduramıyor. Avrupa Birliği’nin 23 Temmuz’da kabul ettiği 21. yaptırım paketinde bile Yunanistan’ın deniz taşımacılığı çıkarlarını korumak adına Rus sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyıcılarına muafiyet getirilmesi, Batı’nın kendi yaptırımlarını bile delecek kadar çaresiz olduğunu ve Türkiye’nin rasyonel, çok boyutlu enerji diplomasisine ne denli muhtaç kaldığını bir kez daha kanıtlıyor.

KAYNAK: HABER7
yok

Author: Yusuf Öztürk